Anne Hikayeleri – Gülderen Murteza (annesırları / HerYerdeOyun)

Her birey farklı, günümüzde “anne” olduktan sonra hayat akışı değişiyor  hiç kuşkusuz. Kimi anne kaldığı yerden devam ediyor, kimi iş hayatına son veriyor kimi de girişimci yönüyle karşımıza çıkıyor.

Bu hafta konuğumuz Gülderen Murteza tanımanız için annesirlari veya HeryerdeOyun desek daha açıklayıcı olabilir.

Uzunca bir kurumsal yaşamın ardında muhteşem annelik duygusu ve içinde hiç bitmeyen fikir üretme çabasıyla çocuklara oyun oynamayı sevdiren girişimci, anneliğe dair kısa kısa bize ipuçlar veren bir blogger Gülderen Hanım.

Şimdi mini röpotajımızla sizi başbaşa bırakıyoruz.

Keyifli okumalar.

Merhaba, öncelikle size tanıyalım.

Öğretilirse her işi yapabileceğine inanan bir azimli, el emeği göz nuru işlerin müptelası, aldığı kitapları okumaya vakti olmasa da okumaya çalışmaktan vazgeçmeyen bir kitap delisi, yaşamın güzelliğinin ayrıntılarda saklı olduğuna inanan bir detaycı, astrolojiyle ilgisi olmayan bir akrep, Çengelköy’e aşık bir boğaz çocuğu, öğretmen olmadığına pişman olmuş ama bu pişmanlığını geç de olsa telafi etmiş bir girişimci, İpek ve Selim’in annesi, üçüncü çocuğum gibi gördüğüm Her Yerde Oyun’un iki kurucusundan biriyim.Çalışma hayatım reklam ajanslarıyla başladı. 16 yıllık reklam ajansı tecrübemde, içlerinde uluslararası markaların, kamu kurumlarının da bulunduğu onlarca firmanın tanıtım kampanyalarını yönetmekten, sektörel dergi çıkarmaya kadar, çeşitli alanlarda çalışma fırsatım oldu. Çok çalıştığım ama bir o kadar da eğlendiğim bir dünyaydı reklam ajansları. Selim’e hamileyken işten ayrılmak zorunda kaldım ve doğumdan sonra da rüzgar beni kurumsal hayattan epey uzaklaştırdı. 2015 yazında ortağım Ezgi İçli ile tanıştık ve tescilli markamız olan Her Yerde Oyun çocuk atölyelerini kurarak yola birlikte devam etmeye karar verdik. İkimizin de farklı mezuniyet alanları olmasına rağmen çocuklarımızla birlikte evrilen hayatımızın ilgi
odağının çocuk gelişimine kayması Her Yerde Oyun atölyelerine zemin hazırlamış oldu.

-“Heryerdeoyun” atölye etkinliklerinin fikri nasıl ortaya çıktı biraz süreçten bahsedebilir misiniz?

Ebeveynlerin, kreş öncesinde çocuklarını götürebilecekleri oyun grubu ve atölye çalışmaları alanındaki ihtiyacı görerek yola çıktık. Ezgi’nin bu alandaki geçmişi 2013 yılına dayanıyor. Onun temeli atmasından iki yıl sonra tecrübelerimizi birleştirerek yola devam ettik. Şu anda İstanbul’da farklı noktalarda gezici sistemle oyun grupları düzenliyoruz. Özellikle sabit bir yer kullanmıyoruz. Çocukların ve ebeveynlerin rahat edebileceği uygunluktaki tüm ortamlar bizim oyun alanımız olabilir. Ancak belirli gün ve saatlerde birlikte oynayabileceğimiz anlaşmalı merkezlerimiz var. Her hafta anlaşmalı olduğumuz merkezlerde aynı gün ve saatte çocuklarla ve aileleriyle biraraya gelip değişen konseptlerle oyun oynuyoruz. Bunun yanısıra marka işbirlikleri yaparak düzenlediğimiz etkinliklerle bazı dönemlerde daha geniş gruplara erişebiliyoruz. Üç yılda geldiğimiz noktadan memnunuz ama her yıl çıtamızı yükseltmeyi de seviyoruz.

-Oyun oynatarak öğretmek çok zevkli olsa gerek, yeni temalar bulurken nelere dikkat ediyorsunuz?

Atölyelerimizin temaları her hafta değişiyor. Temaları hazırlarken bazen çok sevilen çocuk kitaplarından yola çıkıyoruz, bazen en sevdikleri oyuncaklardan, bazen öğrenmeleri gereken temel kavramlardan… Kendi çocuklarımız da bize ilham veriyor tabii ki. Bazen oyunları önce onlara oynatıp ilgi düzeylerini ölçüyoruz. Her temayla ilgili altı farklı oyun kurgusu hazırlıyoruz.Her temada kurgular, aktivite içerikleri ve oyunlarda kullandığımız malzemeler değişiyor. Bu içerikler çocukların ince motor becerilerini, iletişim süreçlerini geliştirecek aktiviteler ve duyusal oyunlardan oluşuyor. Oyuna, çocukların ve ebeveynlerin kendilerini anıtmalarını sağlayacak bir aktivite ile başlıyoruz.Çocukların tema ile ilgili kısa bilgiler öğrenmesini sağlayacak interaktif bir oyunla ya da yine temamızla ilgili kitap okuyarak devam ediyoruz. Beş dakika kadar süren bu sürecin ardından ince motor becerilerini geliştirecek, dikkat ve konsantrasyon sürelerini artıracak, dinleme, yönerge alma, iletişim süreçlerini güçlendiren, parmak kaslarını, el-göz koordinasyonlarını destekleyecek aktiviteler yapıyor, farklı dokularla tanışmalarını sağlayan duyusal oyunlar oynuyoruz. Grubun dinamiğine göre yaklaşık 15 dakikada bir çocukların masa başında oynadığı oyun kurguları, malzemeler ve materyalleri değiştiriyoruz. Çocukların ilgi ve konsantrasyon sürelerine bağlı olarak oyunlar ortalama 1 saat sürüyor.

    

Çok küçük yaş grubuna hitap ediyorsunuz, gerçekten bu aktiviteleri  yapabiliyorlar mı? 

0-3 yaş gelişim süreci çocuklar için çok değerli. Pek çok şeyi o dönemde içselleştiriyorlar.Algılarının son derece açık olduğu bu dönemi olabildiğince iyi değerlendirmek gerekiyor.Sandığınızdan çok daha hızlı avrıyor ve bu süreçleri becerilerini geliştirmek için kullanıyorlar. Tüm oyunları yaş gruplarına göre hazırlıyoruz. 2013’ten beri edindiğimiz tecrübelere göre evet gayet güzel öğreniyor, oynuyor, eğleniyor ve güzel bağlar kuruyorlar. Kreş ortamına hem daha rahat alışıyor, hem de kendilerine daha güvenerek sürece dahil oluyorlar. Çocuklar sıkılmadan sürekli değişen kurgularda farklı oyunlar oynuyor, yaşıtlarıyla biraraya
geliyorlar. Atölyeler iletişim ve sosyal becerilerini destekleyecek bir grup aktivitesi aynı zamanda. Birbirlerini ve eğitmenleri gözlemledikçe pek çok kazanım elde ederek atölyeden ayrılıyorlar.

                   

-Yıllardır atölye etkinlikleri ile bir çok çocuğa bir sürü şey öğrettiniz, peki atölye etkinliğine gelemeyen anneler için evde yapılabilecek pratik önerileriniz var mı?

Öncelikle çocukla oyun sadece annenin değil, babanın da sorumluluğudur. Çocukla oynamaktan korkan, kaçan babaları da sürece biraz daha dahil etmek gerekir. Çünkü babaların çocuklarıyla oynama şekillerinin de bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişimi üzerinde önemli bir etkisi vardır. Biz atölyelerimize katılan ebeveynlerle kullandığımız malzemeleri nasıl hazırladığımızı, neden o malzemeleri kullandığımızı, evde oyun kurgularken başka neler kullanabileceklerini olabildiğince paylaşmaya çalışıyoruz. Böylece atölyede yaptığımız aktivitelerin aynısını ya da benzerlerini ev ortamında hazırlayıp öğrenme ve beceri kazanma
süreçlerini evde de devam ettirerek, pekiştirmiş oluyorlar. Benzer bilgileri ve hatta daha fazlasını sosyal medya hesaplarımızdan da paylaşıyoruz. Oyun, oyuncak, çocukla gezilebilecek yerler gibi önerilerimizi instagram’da @heryerdeoyun hesabımızı takip ederek detaylarıyla görebilirler.

             

-Atölye etkinliklerinde aynı anda pek çok bebek ile bir aradasınız. Bebeklerini kıyaslayan anneler muhakkak oluyordur. Bebek kıyaslama hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Kıyas” tabir yerindeyse ebeveynliğin dokuz kusurlu hareketinden biri bence. Kardeşi, kuzeni,arkadaşı ya da tanımadığı herhangi bir çocukla kıyaslanan çocuk zaman içinde kendini yetersiz hissetmeye başlayabilir. Bu da özgüvenini zedeleyebilir. Kıyasın dozu arttıkça çocukta mutsuzluk, kızgınlık, öfke, hırçınlaşma gibi dışa vurumlar yaşanabilir. Her çocuk özeldir, farklı yetenekleri vardır. Belki çocuğumuz ince motor beceriler yönünden zayıftır, mandalı kağıda takamıyordur ama kulağı çok iyidir ve ritm tutabiliyordur. O zaman neden mandalı takamadığına değil, müziğe olan ilgisini nasıl geliştireceğimize bakmak gerek.

 

-Aynı zamanda annesırları olarak bir blogunuz da var. Her Yerde Oyun, blog ve annelik hepsine yetişebilmek çok zor nasıl başarıyorsunuz. Var mı okuyucularımıza vereceğiniz
taktikler nelerdir?

Her zaman yetişemiyorum tabii ki. O yüzden taktik vermek benim haddim değil bence  Uzun zamandır @annesirlari blogumu ihmal ettim mesela. İpek’le ilgili pek çok yazım olmasına ragmen Selim’le ilgili çok az yazı yazabildim. Önceliğim ailem ve Her Yerde Oyun oluyor doğal olarak. Arada küçük kaçamaklar yapıp kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Bu noktada annem ve kayınvalidem en büyük yardımcım. İmdat dediğim an koşmasalar hayatım çok zorlaşırdı.Evin işini kolaylaştırmak üzere bazı taktiklerim var tabii ki ama pek çok kadın benzer yöntemler kullanıyordur. Mesela yemek konusunda buzluğumu dolu tutmak hep işime yaramıştır. Çok kullanılan malzemeleri doğrayıp dondurmak ya da bazı yemekleri 2-3 öğünlük hazırlayıp fazlasını pişmiş halde dondurucuda saklamak epey zaman kazandırıcı oluyor. Anneliğin getirisi
olarak iş yükümüz çok artıyor maalesef. Bu noktada yapamadıklarımız için kendimizi suçladığımızda mutsuzluğun göbeğine düşüyoruz. Tam da bu yüzden belki de en önemli taktik bazen her şeye yetişemeyeceğimizi kabullenmek ve yardım istemenin nimetlerinden faydalanmak. “Bir çocuğa bakmak için bir köy gerekir” diye boşuna dememişler. Biz istemeden başkalarının bizi düşünmesini beklediğimiz noktada, birileri bizi duyana, görene kadar epey bekleme ihtimalimiz var. O yüzden arasıra “imdat” demek gerek. 🙂

 

Biz çok keyif aldık sizinle konuşmaktan. Tekrar herkesin huzurunda teşekkür ediyoruz Gülderen Hanım.

Bir sonraki röportajımızda görüşmek üzere.

Sevgiler,