Anne Hikayeleri – Duygu Pekel Göksel (babysensory)

Eğitim öğretim dönemi bizim zamanımızda kreş/anaokul döneminde başlardı. E tabi o zaman teknoloji bu kadar gelişmemiş. Cep telefonu yok internet desen o da ne 🙂 Zaman geçti devir değişti. Şimdiki bebekler folik asitle başlıyorlar anne karnında hayata 🙂

Anne adayları,hamileler ve anneler 🙂 söz konusu “bebek” olunca ister istemez ilgi alanlarımız değişiyor.Bizzat 4mom anneleri olarak bizlerin de deneyimleği ve memnun kaldığı bebeklerimin ilk okulu Baby Sensory Türkiye kurucu Duygu hanım var bugün anne hikayeleri köşemizde.

Keyifli okumalar dileriz.

-Merhaba öncelikle sizi tanıyalım ?

Merhaba ben Duygu PEKEL GÖKSEL , uzman gelişim psikoloğuyum ve bir anneyim. 17 yıldır ebeveyn ve çocuklar ile psikolojik ve eğitimsel destek alanında çalışıyorum, bir yandan da İstanbul Üniversitesi
gelişim psikolojisi bölümdeki yüksek lisansın ardından şimdi doktorama devam ediyorum yine gelişim psikolojisi alanında. İngiltere’de aldığım eğitimlerden sonra 2013 yılından itibaren Baby Sensory ve
Toddler Sense programlarını yürütüyorum. Ayrıca tipik gelişim gösteren ya da gelişimsel gecikmeler yaşayan özellikle 0-3 yaş arası çocuklara yönelik olarak bireysel gelişim değerlendirme, gelişimsel
takip, erken müdahale ve eğitim programları ile özel eğitim çalışmalarının yanı sıra çocuk merkezli aile danışmanlığı çalışmaları yapmaktayım.

-Baby Sensory Türkiye kurucususunuz. Bilmeyen okuyucularımız için biraz bahsedermisiniz Baby Sensory nedir? Diğer oyun gruplarından farkı nedir?

0-13 ay arasındaki bebeklere ve ebeveynlerine yönelik duyu gelişimini destekleyici Baby Sensory programı 28 ülkede anne ve bebeklerin en çok tercih ettiği program olması tesadüf değil. Onu farklı
kılan sadece 0-13 ay bebeklerin gelişimsel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılandırılmış duyu gelişimini destekleyici ilk ve tek uluslararası program olmasının yanında hem bebek hem de ebeveyn
açısından önemli kazanımlar içermesi. Ebeveynler bebekleriyle birlikte haftada 1 gün 1 saat katıldığı bu programda her hafta bebeklerin gelişim hedefleri dikkate alınarak, hem bebeklerin zihinsel, fiziksel
ve duyu gelişimi destekleniyor, hem de bu süreçte ebeveynler bebeklerinin mizaç ve öğrenme stillerini hem daha yakından tanıyor. Bunun yanında programa katılan her bebeğe standardize
gelişim değerlendirme testleri uygulayarak bireysel gelişim özellikleri de göz önünde bulundurmasının, her hafta gelişiminin gelişim psikoloğu tarafından izlenmesinin diğer oyun gruplarından en önemli farkı olduğunu düşünüyoruz. Grup içerisinde her bebeğin bireysel gelişim özellikleri göz önünde bulundurularak, hem gelişimsel hem de takvim yaşı olarak birbirine yakın bebeklerin aynı seanslara katılmasına dikkat gösteriyoruz. Bir bebek deneme dersine katıldıktan sonra değerlendirmesi ayrıca bireysel olarak yapılıyor ve mevcut 16 farklı seviyedeki sınıftan biri ile programa devam ediyor. O haftanın teması bebeklerinin gelişimlerine uygun olarak 5 farklı görsel,işitsel, dokunsal, tat ve koku duyusunu destekleyen uyaranlar değişen temalar çerçevesinde sunulurken bir yandan da bebeklerinin gelişimine nasıl destek verebilecekleri konusunda gelişim psikoloğu tarafından bilgi veriliyor. Programa katılmış ve düzenli olarak devam etmiş ailelerimizden olumlu geri dönüşler almak bizi daha da heyecanlandırıyor. 2 aylıkken Baby Sensory programımıza başlamış, şimdi 22-30 aylık olan ve halen Toddler Sense Programımıza devam eden bebeklerin olması,bize her gün ne kadar doğru bir hizmet verdiğimizi işaret ediyor. Bize gösterilen İlgi ve alakadan çok memnunuz ve müteşekküriz. Program anneler kadar babalar tarafından da çok seviliyor. Özellikle hafta sonu sınıflarımızda en az anneler kadar babaların da yoğun ilgisiyle karşılaşmak bizi çok mutlu ediyor. Baba katılımının ve baba-bebek etkileşimin bebeğin gelişimi üzerindeki etkisinin kısa ve uzun vadede, anne-bebek ilişkisi gibi önemli olduğuna inanıyorum. Hatta bu konu ile ilgili bir araştırma
taslağım var, umarım en yakın zamanda gerçekleştirebilirim.

 

-Bebekler kaç aydan itibaren gelebilir?

Gelişimsel psikoloji, erken dönemdeki duygusal yaşamı anlamamızı sağlayacak teknolojiden son yıllarda fazlasıyla yararlandı. Son on yılda insan beyninin nasıl çalıştığını bakmamızı sağlayan teknolojinin büyük yardımı sayesinde sinirbilim çok küçük çocukların büyüme ve öğrenme süreci konusunda bildiklerimizi değiştirdi. Artık biliyoruz ki bebekler duyu sistemleri henüz daha rahim içerisinde, dokunma ve koku almadan işitme ve görme kadar giderek artan, aktif bir zihinsel hayata sahiptirler. Bebekler sesler ve kokular gibi girdileri algılayabildiği zaman, ki bu da yaklaşık hamileliğin ikinci yarısında başlar, onlara karşı tamamen uyum sağlar duruma gelirler, üstelik bilinçaltında yaşadıkları deneyimleri de hatırlarlar. Hamileyken ne yediğiniz ne kokladığınız dahi bebeğinizin algılarını etkileyebilir. İlk doğum gününe kadar, bebeğin beyin hacmi, hücreler arasındaki trilyonlarca bağlantının sonucu olarak iki katına çıkar. Bu da bize bebeğe her fırsatta zengin bir duyu deneyimi sunulmasının ne kadar çok önemli olduğunu gösterir. Ancak eğer yönünüzü yolculuğun başlarında değiştirirseniz ulaşacağınız yerde büyük bir fark yaratmış olursunuz. Bu sebeple biz Baby Sensory’ye başlamak için hiçbir zaman “çok erken değildir”, “ne kadar erken o kadar iyi” diyoruz.

 

-İşaret Dili seminerinize ben de daha önceden katılmıştım. Bebek İşaret Dilinden biraz bahseder misiniz?

Bebek İşaret dili başta Amerika, İngiltere olmak üzere tüm dünyada doğumdan itibaren bebeğin çevresiyle etkileşimini ve dil gelişimini olumlu etkileyen önemli bir araç olarak karşımıza çıkmakta.Bebek İşaret Dili, anne- babaların bebekleri henüz konuşamadığı dönemde doğumdan itibaren onunla daha etkili iletişim kurma olanağı veren etkili bir iletişim biçimi aslında ve temelde bebekle konuşurken jest, mimik ve el hareketlerinin kelimelere ve eylemlere eşlik etmesine dayanıyor .Biliyoruz ki zaten anne -babalar bebekleriyle göz teması kurar, seslerini bebeklerine göre ayarlar,onunla yavaş konuşurlar ve bebeğe cevap vermesi için zaman tanırlar ki bu, mükemmel bir karşılıklı iletişimdir. Bebekler de ebeveynle iletişim kurma isteklerini çeşitli davranışlarla örneğin ebeveynin yüzüne bakma, kollarını ebeveyne doğru uzatma, başını ebeveyne doğru çevirme, gülme, ağlama gibi çok net bir şekilde anlatırlar. İşte bu zamanlarda bebekler ebeveynin kendisine cevap vermesini, konuşmasını, oyun oynamasını kısaca iletişim kurmasını isterler. Ayrıca bebekler ebeveynin kendisini taklit ederek ve hareketlerine uyum sağlayarak kendisiyle bağlantıda ve anda kalmasına ihtiyaç duyar. Sözel iletişimin olmadığı, imgelerin, duyguların ve yaşantıların simgeye dönüşmediği, söze dönüşmediği, etiketlenmediği, sol beyin tarafından anlamlandırılmış kelimeye dökülmediği, aktarılmadı, sözsüz iletişim döneminde, sağ beyinden sağ beyine ebeveyn çocuk arasında inanılmaz
duygu ve sözsüz iletişim trafiği oluşur. Eğer Anne babalar eğer 0-2 yaş döneminde bebeklerinin bedensel hareketlerinden isteklerini/ihtiyaçlarını anlayabilir ve uygun şekilde karşılık verebilirlerse bu olumlu etkileşimlerin aralarındaki bağlanma örüntüleri, sosyal iletişim becerileri duygu regülasyonu, özyeterlilik gibi alanlarda olumlu etkileri olacaktır. Geçen yıl 66 bebek ile yaptığım bebek işaret dilinin kullanımının sosyal iletişim becerileri üzerinde etkisi olup olmadığına dair araştırmanın sonuçları alıcı dil, ifade edici dil ve sosyal farkındalık alanlarında 8-18 ay arası bebeklerde olumlu etkisi olduğunu bize gösterdi. Makalem yayına hazır olduğunda sonuçları sizlerle de paylaşmak çok isterim

 

-Baby sensory de aynı anda pek çok bebek ile bir aradasınız. Bebeklerini kıyaslayan anneler muhakkak oluyordur. Bebek kıyaslama hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Son yıllarda sosyal ağların yaygınlaşması ile annelerin yalnızca çocuklarını başka çocuklarla değil kendilerini de başka annelerle kıyasladığı bir ortam oluştu ve ben bunu çok sakıncalı durumlar doğurabileceğini düşünüyorum. Bir söz var “bir çocuk yetiştirmek için bir köy gerekirmiş” , oysa ne yazık ki yalnızlığın çok yoğun hissedildiği bir zamanda yaşıyoruz. Sosyal medya doğum yaptıktan sonra sosyal hayattan kopan anneler için gerçekten çok çekici bir platform. Annelik hepimizin hayatında bir dönüm noktası olsa da bir süre sonra yorucu ve sıkıcı monoton bir sürece dönüşebiliyor. Sosyal ağlar bu süreçte yalnızlaşan anneye başka annelerle bir araya getiren eşi bulunmaz bir destek kuşkusuz.Ama İnternette okunan kaynağı belli olmayan bilgilerle bebeğini değerlendirmek ve hem kendini hem de çocuğunu diğerleri ile kıyaslamak ileride negatif sonuçlar doğura biliyor. Bu durum özellikle de kaygıya yatkın annelerin stres seviyesinin artmasına neden oluyor. Çocuğunun gelişimini sosyal medyada gördüğü mükemmel gelişen diğer çocuklarla karşılaştıran anne, çocuğun kendine özgülüğünü ve biricikliğini unutup yetersizlik hissedebiliyor ve bu yetersizlik duygularını çocuğa aktarabiliyor. Bebeği yeterince kilo almadı emzirip emzirmesini, gece boyu uyuyup uyumaması ile dertlenen annelerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bunun sebebi elbette sosyal medyada karşılaştığımız tablo: bütün anneler zayıf, güzel, enerjik ve tüm bebekler sakin ,sağlıklı, mutlu ve eşler harika, romantik ve düşünceli. Sosyal medyada insanların kendini olmadığı gibi gösterme eğilimin oldukça yüksek olduğunun unutulmaması önemli bu noktada.

-Psikolog olmak, Bebekler ile ilgili eğitim almış olmanın anneliğinize katkısı ne oldu?

Şüphesiz ki her anne çocuğunu yetiştirme konusunda doğal ve içgüdüsel yeterliliğe sahiptir, çünkü doğa insanları çocuklarının ihtiyaçlarını algılamaları, sezmeleri için duygusal bir sistemle donatmıştır.
Kızımı büyütürken, duygu, sezgi ve algılarımın yanında onun içinde bulunduğu gelişim özelliklerini bilmemi, fiziksel zihinsel ve duygusal gelişimini tamamlayıcı, bilimsel bilgilere ulaşmamı sağlamada
mesleğimin katkısını elbette büyük fayda sağladı. Ama diğer yandan düşündüğümde anne olmamın mesleğim üzerinde daha büyük katkısı olduğunu söyleyebilirim. Mesleğimi anne olmak ve öncesi
olarak ikiye çok net ayırabilirim. Başından beri “mükemmel annelik yoktur” düsturuyla hareket eden bir anne olduğumu söyleyebilirim. Ben de olması gerektiği gibi sadece “yeterince iyi bir anne” olmaya
çalışıyorum. O büyürken, ben de onunla birlikte gelişmeye, öğrenmeye devam ediyorum. Kızım Duru şu anda 7,5 yaşında, onunla birlikte geçirdiğim her an çok kıymetli, birlikte paylaştığımız, ondan
öğrendiğim, beni geliştiren, dönüştüren, iyileştiren pek fazla şey var. İyi ki var..

-Hem anne, hem de Gelişim Psikoloğu olarak okuyucu anne ve anne adaylarımıza vereceğiniz tavsiye nedir?

Ebeveynlerin çocuklarını yetiştirmek konusunda sadece tavsiyelere değil gerçeklere de ihtiyacı var. Ve herkesin gerçeği birbirinden farklı, her çocuk farklı olduğu gibi her ebeveyn de farklı. .işte bu farkındalıklı bilinçlilik sayesinde ebeveyn bebek arasındaki sağlıklı ilişkinin temelden itibaren sağlıklı bir şekilde kurulabilmektedir. Bazı durumlarda anneler ve anne adayları geçmişten gelen travmatik deneyimler sebebiyle de hamilelik ve annelik ile ilgili konularda çok stres ve endişe yaşayabiliyor, işte bu endişeler bilinçdışı kendi sürecinde tetiklenip annenin geçmiş ya da gelecek ile ilgili endişelerini arttırabiliyor. Farkında olmamız gereken şey aslında biz nasıl isek çocuklarımıza bir ayna gibi onu yansıttığımız ve aktardığımızdır. Endişe ve stresin bebekler üzerindeki anne karnından itibaren gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri üzerine son yıllarda yapılmış pek çok araştırma mevcut. Bu bilgiler ışığında anne ve anne adaylarına içinde bulundukları anda, hissettikleri şeyler arasında olumsuz duygular çoğunlukta ise hiç vakit kaybetmeden kendi ve çocuklarının sağlıklı ruh gelişimi için bireysel destek almalarını öneririm.

 

 

 

Tekrar herkesin huzurunda bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.